Manifesto

TOPRAKLA ATEŞİN AŞKI


Toprakla ateşin aşkı diyebileceğimiz seramik, dünyanın en eski sanatlarından biridir.

Bu sanatın vatanı Anadolu olup, 12.000 yıllık bir geçmişe sahip olduğu bilinmektedir. Farklı uygarlıklar, değişen yaşam biçimleri, yeni estetik ve teknik anlayışlar doğrultusunda giderek gelişmiş ve günümüze kadar gelmiştir. Çok yüksek ısıda pişirilmiş topraktan yapılan seramiğin tarihi uygarlık kadar eskidir ve sanırım benim bu sanatla buluşmamın asıl nedeni de bu. Neolitik çağdan Roma ve Bizans'a, Selçuklu ve Osmanlı'dan Türkiye Cumhuriyeti'ne kadar uzanan tarih yolculuğunun her adımında seramik, yeni buluş ve arayışlarla karşımıza çıkıyordu. O kadar etkilendim ki bundan, şimdi sıra bende diyerek başladım üretmeye.

Farklı arayış ve yorumlarımla bu aşkın içinde olmak, seramiği var ederken, seramikle var olmak istiyordum.

 

Başlangıçta sadece ihtiyaç malzemesi olarak üretilen seramik, kaplar, küpler, çömlekler zamanla süs eşyalarına ve görsel güzelliklere dönüşmüştü.

 

Ben seramiğe kendi yorumumu katmalı ve bir imge kullanmalıydım. İşte yaprak, seramiklerde kullandığım imge olarak yerleşti eserlerime. Zaten tüm kültürlerin ortak ve vazgeçilmez sembollerinden biriydi. Havva ve Adem'le başlayan yaprak imgesi, önce bir şeyleri gizlemek için kullanılmış olsa da, kimi zaman başlara taç olmuştu, kimi zaman da barışın sembolü... 

 

Kral ve Kraliçeleri süslemiş, dönemin en önemli yapıtlarında, giysilerimizde halılarımızda, yöresel işlerde ve süs eşyalarında yerini almıştı. Günümüzde ülke bayraklarından spor kulübü amblemlerine, siyasi partilerden STK logolarına kadar çok yerde kullanıldığını görüyoruz. Romanlarda, şiirlerde de hiç eksik olmamış ve duygu yüklü mısralarla hüznü, aşkı, sevdayı, ayrılığı anlatmış. Yaprak, doğanın ve hayatın döngüsünü temsil etmesi nedeniyle, birçok kültürde ve dinde sembolik bir anlam taşımış. Örneğin; zeytin dalı barışın, defne yaprağı başarının, asma yaprağı ise bereket ve refahın simgesi olarak gösterilmiş.

 

Her yaprağın dokusu, rengi, şekli farklı.

Yeşilin her tonu onda. Yeni filizlenen yapraktan toprak rengine dönüşüp, doğada kayboluşuna kadar geçen süreyi izlerseniz, yaşamı anlamak kolaylaşacaktır.

İşte bu aşk benim yüreğime böyle düştü.

Saf temiz ve doğal olana, yaşanmış ve yaşanan en büyük aşklara dokunmak istedim. Bu hikayede, Havva'nın incir yaprağından, uygarlıkların güç gösterisine, doğaya, sevgiye, estetiğe ve modernizme uzanan bir anlatım göreceksiniz.

Kimi zaman sadelikle, karmaşayla, kimi zaman içimdeki çocuğun ortaya çıktığı işlerle, bazen öfkemi, bazen sevgimi bazen umudumu anlatacağım eserlerimde.

Biliniz ki, duygularımın sanata dönüşme süreci ve eserlerim Havva'dan bu güne kadar tüm yaşanmışlıklara adanmıştır.

 


Dila Naz Akgün